• https://www.facebook.com/pages/Isparta-T%C3%BCrk-Oca%C4%9F%C4%B1/1565890796990196
  • https://twitter.com/IspTurkOcagi

" TÜRK OCAKLARI - KAMU YARARINA ÇALIŞIR DERNEK"    "Türk Ocağı, Türk’ün has ocağı, varlık ve birlik ocağı,yüksek alevlerle tütsün, muhitine nurlar saçsın; yaşasın ve yaşatsın.Türk Ocağı, Türklük güneşinin ocağıdır. Asırlarca bunu söndürmek için çalıştılar. Bu ocak hepimizi aydınlattı." (1923 Kemal Atatürk )

Genel Başkandan
İslâm Dünyası Ve Türkiye: Bir Seçeneğimiz Var
16/01/2015
30 Aralık 2014

          Türkiye ve İslâm dünyası büyük bir oyunun ortasında bir bunalım ve dönüşüm devrini yaşıyor. Sömürgecilik hareketleri sonrasında dikta rejimlerinin ve monraşilerin hüküm sürdüğü İslâm dünyası özellikle Soğuk Savaşın sona ermesinden sonra Filistin meselesinin yanında Irak krizi, Irak Savaşı, Büyük Ortadoğu Projesi, Libya, Mısır ve Suriye’de yaşananları da kapsayan sözde Arap Baharı, vb. hadiselerle dünya gündeminin en önemli maddelerinden biri olmaya devam ediyor. Bunda, Ortadoğu coğrafyasının sahip olduğu doğal kaynaklar, İsrail’in güvenliği ve bölgenin stratejik önemi rol oynuyor.

 

          1990’larda dünyayı yeniden tasarıma tabi tutan üst akıl, medeniyetler çatışması paradigmasını tedavüle soktu. Esasen medeniyet paradigması daha önce Toynbee tarafından da ehemmiyetle vurgulanmış ve Batı medeniyeti karşısında diğer medeniyetlerin potansiyelleri ve taşıdıkları “tehdit” imkânları tahlil edilmişti. Tek medeniyet saplantısından kurutulamayan, Erol Güngör, Cemil Meriç gibi bu toprakların değerlerini 1970’lerde ve 80’lerin başında “keşf” edemeyen sözde aydınlarımızın bir kesimi ancak Huntington’ın yazılarıyla uyandı.  Bunda, bizim yenileşme devri medeniyet anlayışımızın ve pozitivist bilim anlayışımızın payı epeyce ağır basar.

 

          Bugün artık, laikçisi, dindarı, solcusu, sağcısıyla şunu iyi anlamamız lazım: Biz İslâm medeniyeti dairesi içinde Türk-İslâm medeniyeti geleneğinin takipçileriyiz. “Çağdaşlaşma, yenileşme, batılı değerlerden etkilenme” vs. bu çerçevenin içinde bir anlam taşır. Bunun ayrıntılı bir tartışmasına girecek değiliz ama artık kendi medeniyetimizi inkâr gibi beyhude ve aynı zamanda tahripkâr bir çabanın yararı yoktur; zararı ise apaçık ortadadır. Burada üzerinde duramamız gereken husus, bu noktadan hareketle el’an yaşamakta olduğumuz buhranın mahiyeti, sebepleri ve bundan çıkış için takip etmemiz gereken hatt-ı hareket hakkında düşünmeye çalışmak olmalıdır.

 

          İslâm aleminin yaşadığı acıklı olayları, Müslümanların birbirlerini tekfir etmelerini, Allahüekber sadalarıyla başka Müslümanları katletmelerini, İslâm ile terörü eş anlamlı hale getiren görüntülerin sürekli olarak dünyaya yayılmasını, sadece ve yalnızca küresel güç odaklarının, Haçlıların Müslümanlara kurduğu bir büyük komplonun sonuçları olarak mı okumalı, yoksa  Müslümanlar olarak kendi iç muhasebemizi yaparak kendi payımıza düşen sorumluluğu tespit ettikten sonra mı başkalarını suçlamalıyız? Müslümanlar arasında ilk iç kavgalar çıktığında Haçlılar yoktu ama her şeyi Abdullah İbn Sebe’nin hainliğine bağlayan bir geleneğimiz de vardır.

 

          İslâm tarihi içinde, toplum yapısı, siyasî kültür gibi faktörlerle itikadî esasların birbirine karıştığı, kimin haklı kimin haksız olduğuna ideolojik/politik konumlardan kalkılarak cevap verildiği derin bir ihtilaflar ve çatışmalar tarihi de vardır. Bunu inkâr etmek mümkün değildir. Ama bütün bunlara rağmen, büyük resme bakıldığında dünyaya aydınlık getiren büyük İslâm medeniyeti gerçeği de vardır.

 

          Bu çerçevede Türk tarihine baktığımızda, önceki devrilerde olduğu gibi, mesela Osmanlı tarihinde de pek çok olumsuzluklar tespit edebiliriz ama nereden bakılırsa bakılsın Balkanlarda, Anadolu’da ve Ortadoğu’da en az bir dört asırlık Osmanlı Barışı gerçeği de vardır. Dolayısıyla kendimizden kaynaklanan hataları telafi mekanizmalarımız veya onların genel başarımıza gölge düşürememesi de bir vakıadır.

 

          Bir başka önemli olgu da özellikle 19. Yüzyıldan günümüze uzanan süreçte yukarıda ana sebeplerini izah ettiğimiz Ortadoğu siyasetleridir. Bununla birlikte, bu meselenin “medeniyetler çatışması” boyutu bakımından en önemli noktası, Türklerin bin yıldır kadim Hristiyanlığın topraklarında hâkimiyet ve nüfuz sahibi olmasına karşı ortaya çıkan Haçlı ruhudur. Bunun her zaman açık bir düşmanlık şeklini almamasının sebebi, “Batı” dediğimiz medeniyetin bütün unsurlarının bir cephe olarak hareket etmemesi, tam tersine aralarında derin çıkar ayrılıkları olan siyasî yapıları barındırmasıdır. Bu da son derecede tabiîdir. Geçmişte de böyleydi.

 

          Haçlılar çağında Müslüman devlet ve beyliklerle Haçlı prenslik ve krallıkları her zaman iki blok halinde savaşmamıştır. Bazen bir Haçlı devleti ile bir Müslüman beylik/devlet ittifak edip karşılarındaki Hıristiyan ve Müslümanlarla savaşabilmiştir. Osmanlı tarihinde de benzer örnekler çoktur. O yüzden günümüzde de bir yandan İslâm dünyası Batı medeniyetinin ötekisi haline getirilirken öte yandan İslâm dünyası içinden bazı unsurlarla ittifak yapılabilmekte, bazı İslâmîakımları/grupları desteklenebilmekte, “batılı değerlerle” uyuşmayan ama siyaseten yararlı bazılarına ise göz yumulmaktadır. Türkiye’deki gelişmeleri de bu realpolitik-idealpolitik diyalektiği çerçevesinden okumamızda yarar var.

 

          İslâm âleminde “medeniyet içi” çatışmaları körükleyen dış ve iç faktörlerin etkisizleştirilmesi bin yıl önce olduğu gibi yine Türklüğün önderliğinde bir dirilişle mümkün olabilir. Bunun şuur ve idrakinde kadrolara önderlik edecek siyasî akla ihtiyaç var. Tarih bilinci çarpıtılmış, Türk kimliğiyle problemli, Türk-İslâm medeniyeti gerçeğini anlayamamış zihinlerin bunu gerçekleştirmek bir yana bu imkânı heba etmeleri kuvvetle muhtemeldir.

 

 

          Hamiş: Acı, kan ve gözyaşına bulanmış İslâm âleminin titreyip kendine gelmesine, Türk dünyasının birliği yolunda yeni adımların atılmasına vesile olması dileğiyle yeni yılınızı kutlarım. Doğu Türkistan’da zulüm altındaki Uygur Türklerinden Kırım’da yeniden Rus hakimiyetine mecbur bırakılan Kırım Tatar kardeşlerimize, Irak ve Suriye’de yaşanan savaş ortamında hayat mücadelesi veren ve büyük kısmı vatanından ayrı düşen Türkmenlere varıncaya bütün soydaşlarımızın; Filistin’de, Ortadoğu’da, Afrika’da, Uzakdoğuda velhasıl dünyanın her yerinde zulme uğrayan Müslümanların ve bütün insanların acılarını paylaşıyor, Cenab-ı Allah’dan mazlumlardan merhametini esirgememesini niyaz ediyorum.



257 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Puslu Yol Haritasının Şifreleri - 05/03/2015
Türkiye, 2000’li yıllarda çok önemli seçimler ve açılımlar yaşadı. 2009’da ilan edilen ve Habur fiyaskosuyla kesintiye uğrayan sözde “demokratik açılım” süreci, Türkiye’nin askerî bakımdan PKK’nın ayaklanma ve özerklik girişimine karşı başarılı...
“Yeni Türkiye” Nereye? - 07/02/2015
2015 yılının, pek çok açıdan kritik bir dönüm noktası olacağı, 2011 seçimlerinden sonra ayan beyan belli olmuştu. Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde, bütün bu meselelerin ağırlaşarak karşımıza çıkacağına işaret etmiştik. Diğer meselelerimizin...
“Ama”Sız Kınamak, “Müstağrip”lerimiz Ve İslâm Dünyası - 16/01/2015
Merhum Cemil Meriç müstağripleri şöyle tarif ve tavsif ediyor: “Tanzimat'tan sonra Türk aydınına en çok yakışan sıfat: müstağrip. Edebiyatımız bir gölge-edebiyat; düşüncemiz bir gölge-düşünce. Üç edebî nevi itibarda: taklit...
“Osmanlı Türkçesi Dersi”: Medeniyet Müktesebatımız Ve Geleceği İnş - 16/01/2015
Türkiye’nin baş döndürücü gündemine yeni ama eski bir madde daha eklendi: Osmanlı Türkçesi dersinin zorunlu olması. MHP milletvekili Sayın Prof. Dr. Özcan Yeniçeri’nin kanun teklifinde Ortaokul ve liselerde Osmanlı Türkçesinin...
Ziya Gökalp'ı Anlamak Paneli Açış Konuşması - 16/01/2015
Aziz Ocaklılar, Bugün burada merhum Yahya Kemal Beyatlı’nın “… bir radyum olan beyni söndüğünden beri vatandaki ilimde karanlık vardır.” dediği Ziya Gökalp’i ölümünün 90. Yıldönümü vesilesiyle anmak üzere toplanmış bulunuyoruz...
Çözülme Değil Bütünleşme - 16/01/2015
Türkiye’nin 30 yılı aşkın bir süredir uğraştığı etnik bölücü terör belasının sona ermesi bu vatanı ve milleti seven herkesin ortak temennisidir. Başlangıcından bugüne kadar doğrularla yanlışların kolkola gittiği terörle mücadele...
"ÇÖZÜM SÜRECİ": NEREYE? - 30/11/2014
Türkiye’nin kanayan yarasını tedavi için 2009’dan bu yana sürdürülen müzakere süreci, Orta Doğu’nun yeniden şekillenmesi ve sürecinden, dolayısıyla içinde fiilen yaşamakta olduğumuz ancak biçimi, yöntemi ve uygulaması alışılagelmişin dışında olduğu..
Kıskaçtan Çıkış Yolu - 30/10/2014
2009’da “Demokratik açılım”, Habur fiyaskosunun ardından yapılan Oslo görüşmeleri ve 2012 yılının son günlerinde Abdullah Öcalan ile görüşmeler yapıldığının açıklanmasıyla ilan edilen “çözüm süreci”… Kanayan bir yarayı, etnik fitneyi çözmek adına...
Büyük Ortadoğu Savaşı ve “Çözüm” Süreci Kıskacında “Yeni Türkiye” - 15/10/2014
1990’larda başlayan yeni dünyadüzeni tasarımı özellikle bulunduğumuz coğrafyada yaklaşık üç yıl önce yeni bir aşamaya girdi. Irak ve Suriye’nin, hatta diğer bölge ülkelerinin uzun vadede parçalanması ile oluşacak bir Büyük Orta Doğu Projesi’nin...
 Devamı