• https://www.facebook.com/pages/Isparta-T%C3%BCrk-Oca%C4%9F%C4%B1/1565890796990196
  • https://twitter.com/IspTurkOcagi

" TÜRK OCAKLARI - KAMU YARARINA ÇALIŞIR DERNEK"    "Türk Ocağı, Türk’ün has ocağı, varlık ve birlik ocağı,yüksek alevlerle tütsün, muhitine nurlar saçsın; yaşasın ve yaşatsın.Türk Ocağı, Türklük güneşinin ocağıdır. Asırlarca bunu söndürmek için çalıştılar. Bu ocak hepimizi aydınlattı." (1923 Kemal Atatürk )

Başyazı
Solcular Ne Zaman Normalleşecekler?
15/07/2012

12 Temmuz 2012 tarihli Hürriyet gazetesinde şöyle bir haber vardı:

Afyonkarahisar’da 4 kişiyi taammüden  öldürmekten müebbet hapis cezasına çarptırılan Gökhan Armağan,  6 yıl cezaevinde kaldıktan sonra, son çıkan yargı paketi kapsamında mahkeme tarafından salıveriliyor. Ancak tahliyesinden  birkaç gün sonra hasımları tarafından kurşunlanarak öldürülüyor.

Bunun gibi son çıkan yargı paketindeki hükümler uygulanarak tahliye edilen onlarca insan var. Basınımız haber değeri görmediği için bunlara yer vermedi. Buna mukabil  bazı gazeteler 12 Eylül öncesi olaylar nedeniyle yargılanıp mahkûm edilen ve yıllardır cezaevinde bulunan üç ülkücünün tahliyelerine büyük tepki gösterdiler. Bir anda 33 yıl öncesine dönerek konunun hukukî  mahiyetini bir yana bırakarak, ideolojik bir şablon oluşturmaya çalıştılar. Olayda hayatını kaybeden 7 TİP’linin resimleriyle, yakınlarının sözleriyle, kendi yorumlarıyla ve kesin hükümleriyle  duyguları köpürtmeyi amaçlayan bu üslûp,  gazetecilik habercilikle ilgisi olmayan, 30 küsür yıldır içlerinde saklı tuttukları  ideolojik saplantılardan kaynaklanan kin ve nefretin dışa yanmasıdır. 
Meselenin hukuki tarafını bilmeyen insanlar bu yazılardan  doğal olarak etkilenebilirler. Nitekim kararı  veren mahkemenin hâkimi bile, vicdanının  rahat olmadığını söyleme gereği duydu.

Oysa meselenin hukukî mahiyetinin bu dezenformasyon girişimleriyle ilgisi yok. Yıllardır sürüp gelen bir haksızlık yargı paketinde giderilmeye çalışıldı. Ceza ve usul kanunlarında günümüzde yeri olmayan bir uygulamayla,  adeta özel hükümlü gibi cezaevinde tutulan üç ülkücünün de  adaletten yararlanmalarına imkân tanınmış oldu; olay bu.

7 TİP’liyi öldürmekten dolayı iki ülkücü için TCK’nın 450. maddesinden “taammüden, ayrı ayrı” idam cezası verilmişti. Böylece ceza yediye katlanmıştı. 1991’de çıkarılan  3713 sayılı kanun,  müebbet hapis cezasına çevrilen bütün idam cezalarını 10 yıl hapse dönüştürürken, o yıllarda idam cezası almış olan ve 10 yıl yatmış bulunan bütün solcu ve bölücü mahkûmlar serbest bırakıldı. Çünkü 12 Eylül’ün öncesi ve sonrasında solcu eylemcilerle bölücüler kaç kişi öldürmüş olurlarsa olsunlar, eski ceza kanuna göre 125 
( bölücülük) ve 146 ( Anayasa İhlâl)  maddelerine göre yargılanıp hüküm giymişlerdi.  Başka bir ifadeyle,  sol ve bölücü eylemciler kaç kişiyi öldürmüş olurlarsa olsunlar, kaç eylemleri olursa olsun, yaptıkları  “tek bir suç, anayasal düzeni değiştirmek ve cebren toprak bütünlüğünü bozmaya teşebbüs”sayıldığından  sadece bir idam yahut müebbet cezası almışlardı.  Böylece  mesela 6 ülkücü öğretmenin katilleri 20 yıl önce dışarı çıkarken, ülkücü Ünal Osmanağaoğlu ve Bünyamin Adanalı’nın cezaları 7x10=70 yıla indirilmek suretiyle infaz sürdürülmüş oldu.

Basının malum kalemleri, solcuların tahliyelerine şimdi yaptıkları gibi “katiller salıveriliyor, caniler himaye ediliyor” diye tepki vermek yerine,  tam tersine memnuniyetle karşıladılar. Çünkü onların eylemlerini, cinayetlerini kendilerinin de tahayyül ettikleri devrimin yapılması için başvurulan yöntem olarak görüyorlar, dirsek teması hâlinde oldukları bu eylemcileri ve örgütlerini halklı ve meşru göstermeye çalışıyorlardı.

12 Eylül 1980’den önce binlerce insanın hayatını kaybettiği kaos ortamının oluşmasında basındaki imkânlarını ajitasyon amacıyla kullanan bu kalem sahiplerinin, gazeteci ve siyasetçilerin büyük payı vardır. Sırtlarını okşayarak, kışkırtarak sokağa çıkardıkları, çatışmaya yönlendirdikleri bu gençlerin ölümlerine    yürekleri yanmadı; ikiyüzlü davrandılar. İçtenlikle üzülmek bir yana, akan kanları halk savaşının aşaması, devrimin habercisi saydılar.

12 Eylül öncesinin gazetelerini taradığınızda, günümüzde liberal demokrasiyi, özgür düşünceyi kimseye bırakmayan bu yazarların  solcu eylemcilerin yaptıklarını kınayan tek bir satırını bulmazsınız.  Israrla sergiledikleri  “yoldaşlık” dayanışması o günlerden bugüne hiç değişmedi. Hazırladıkları Tv dizileri, filimler, yazdıkları roman ve hikâyeler tümüyle tek yanlıdır. Solcu-Komünist eylemciler,  bölücüler nazarlarında hep “iyi çocuklar” dır. Meşru ve haklı bir davanın, adil düzenin peşinde olan idealist  insanlardır. Büyük paralarla hazırlanan “Hatırla Sevgili” dizisinde bu bakış tarzı yoğun şekilde yansıtılmıştır.

Dev-Yol, Dev-Sol, “THKP-C vb. solcu cinayet örgütlerinin katlettiği ülkücü ve milliyetçiler bu kesimlerin nazarında sanki hiç yaşamamışlardır. Recep Haşatlı’dan  Darendelioğlu’na, Gün Sazak’dan H.Cahit Aküzüm’e kadar 2000 den fazla MHP’li ve ülkücünün şahadetlerini ısrarla, inatla görmezlikten gelirler. Aslında bu ölümlerin her birini devrimcilerin faşistleri cezalandırması olarak gördüklerinden içten içe sevinirler.

7 TİP’linin öldürülmesi insanlık adına kabulü mümkün olmayan feci bir olaydır;  vicdan ve aklıselim sahibi herkesin buna tepki duyması doğaldır. Ancak bazılarının hâlâ eski saplantılarından kurtulamamaları, kadavra hâline gelen ideolojilerinden sıyrılıp normalleşememeleri toplumun huzuru adına  ciddi bir sorundur. Bu bağnazlık sonuçta genç nesilleri 80 öncesinden olduğu gibi,  kavgaya yönlendirmek anlamına geliyor. Deniz Gezmiş’ler Mahir Çayanlar vb.  gibi dönemin solcu eylemcileri her fırsatta yüceltilerek gençlere idol hâlinde sunuldukça üniversitelerde gerginlikler tırmanıyor. Öğrenci kolektifleri gibi oluşumlarla, bunlar adına düzenlenen eğitim kamplarıyla yeni çatışmaların fitili ateşleniyor.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Avrupa solu ciddi bir eleştiri dönemi yaşadı. Değişen dünya şartlarını hesaba katarak,  olabilirlik hesapları yaparak Sosyal ve psikolojik tercihleri doğru okuyarak yeni bir yol haritası belirlediler; dönüşüm yaptılar. Buna karşılık Türkiye solu aynı çizgisini sürdürmekte ısrar etti. Kürtçülerle, PKK ile işbirliği yaparak, koalisyon kurarak varlığını sürdürmeye, bölücüler kanalıyla devleti yıkarak pay almaya çalıştılar. 80 öncesinde sol örgütlerde yer alan birçok militan bu yöntemle milletvekili oldu. Profesör sıfatına sahip bazı Marksist aydınlar KCK’nın gençlik örgütlerinde eğitim çalışmalarında yer aldılar; PKK’nın siyasî iz düşümü olan partiye katıldıklarını iftiharla ilan ettiler.

PKK’nın özel propaganda vasıtaları aramasına gerek kalmadan, liberal ve demokratik makyajlı dünün solcu kalemleri bu misyonu fazlasıyla yerine getirebiliyorlar.

Bizim solcular bugünkü ikiyüzlü, samimiyetten uzak tavırlarını sürdürdükçe inandırıcı olamayacaklar, itibar bulamayacaklardır. Çünkü milletimiz ferasetiyle, irfanıyla, aklıselimiyle sahtekârlıklarını kolaylıkla teşhis edebiliyor, yüz vermiyor. Toplumda karşılığı bulunmayan  bu zihniyet sahipleri, medyadaki imkânlarını kullanarak  huzursuzluk çıkarmak, yeni bir çatışma ortamı hazırlamak için elinden geleni  fazlasıyla yapıyor.

Üç ülkücünün tahliyesine gösterdikleri tepkinin  asıl nedeni hukukî ve vicdani kriterler değil, ideolojik saplantılardır. Şiddet yöntemini devrimci ve karşı devrimci şeklinde ikili yorumlamaya tâbii tutup, solcularınınki  meşru gördükleri sürece  yazıp konuştuklarının  değeri ve anlamı yoktur.

Nuri GÜRGÜR



1919 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Türkiye Bu Tuzağa Nasıl Düştü? - 05/03/2015
Türkiye’nin 20 Ekim 1921’de Fransızlarla yapılan Ankara Antlaşması’nın 9 ncu maddesine göre “Süleyman Şah’ın Caber Kalesi’nde bulunan ve Türk Mezarı namıyla bilinen kabri müştemilatıyla birlikte Türkiye’nin malı olacak ve Türkiye orada muhafızlar...
Başkanlık Sistemi Tartışmalarının Işığı Altında Otoriterleşme Eğilimi Ve Hukuk Devleti Sorunu - 05/03/2015
Türkiye başlıca iç ve dış sorunların, ekonomik durumun, ülke bütünlüğünü hedef alan ayrılıkçı-etnikçi Kürtçülük hareketinin yanı sıra, giderek genişleyip derinleşen bir “hukuk devleti-demokrasi” ve “yönetimin otoriterleşmesi” meselesiyle karşı...
Pkk Cenahında Değişen Bir Şey Yok - 05/03/2015
Hükümet yetkilileriyle HDP heyeti 28 Şubat’ta ortak bir açıklama yaparak Öcalan’ın, PKK’nın olağanüstü kongre yapmasına ilişkin çağrısını duyurdu ve İmralı’da yürütülen görüşmeler sonucunda mutabakat sağlanan 10 maddelik deklarasyon açıklandı...
Müslümanlar Kendilerini Şimdi Değilse Ne Zaman Sorgulayacaklar? - 16/01/2015
Charlie Hebdo isimli mizah dergisine yapılan saldırı ve ardından faillerin yakalanması için sürdürülen operasyon sırasında yaşananlar, olayın hem muhtemel etkileri ve sonuçları, hem de nedenleri açısından küresel bir sorun olduğunu gösteriyor....
Yeni Yılda Türkiye’yi Ne Bekliyor? Çözüm mü Çözülme mi? - 16/01/2015
Geçen hafta Cizre’de yaşananlar PKK’nın bölgede fiili egemenliğini oluşturma girişimlerini, özellikle son yıllarda bu konuda aldığı mesafenin ortaya çıkardığı doğal bir sonuçtur. Olaylar üzerine hükümet yetkililerinin ve örgüt yöneticilerinin yaptı..
Dersim Konusu Siyasete Malzeme Yapıldıkça Fitneye Kapı Açılmış Oluyor - 02/12/2014
Geçmişte yaşanan tarihi anlam kazanan toplumsal olayların günlük siyasete malzeme olarak kullanılması son derece yanlıştır; hatta tehlikelidir. Çünkü bunlara siyasi perspektiften bakıldığı ölçüde gerçeklerden uzaklaşılır; siyasi amaç uğruna...
28 Şubat Davasında İbretlik Bir Sunum - 11/11/2014
Arkadaşımız Prof. Dr. Mustafa Kahramanyol 28 Şubat 1997’de Yüksek Askeri Şura kararıyla “irticai faaliyetlerde bulunmak” suçlamasıyla Silahlı Kuvvetler’den ihraç edilmiş, kamu haklarının bir çoğundan mahrum bırakılmıştı...
Çözüm Süreci Masalı Yahut Politikasızlığın Politikası - 30/10/2014
Suriye’de üç yıldır yaşanan iç savaş sadece bu ülkeyi harabeye çevirmekle kalmıyor, Türkiye başta olmak üzere bölge ülkelerini de etkiliyor. Önce Irak’ta şimdi de Suriye’de oluşan otorite boşluğu bölgenin kadim mezhebî ve etnik fay hatlarını...
Tarihi Bir Tuzakla Karşı Karşıyayız - 15/10/2014
IŞİD’in Suruç’un birkaç km yakınındaki Ayn-el Arab (Kobeni)’ı ele geçirmek için başlattığı saldırılar sürerken, HADEP’in “sokağa çıkın” çağrısına uyan PKK-KCK’lılar, İstanbul dahil 30’dan fazla il ve ilçeyi savaş alanına çevirdiler. 3 gün sonunda...
 Devamı